Türkiye’de uzun yıllar genç nüfusumuzun bir “avantaj” olduğu söylendi. Ancak bugün tablo değişiyor: Doğurganlık oranı tarihin en düşük seviyesi olan 1,51’e gerilemiş durumda. Bu oran nüfusun kendini yenilemesi için gerekli olan 2,1’in çok altında.
Gençler evlenip aile kurmakta daha temkinli; ekonomik belirsizlik, düşük ücretler ve işsizlik, onları çocuk sahibi olmaktan uzaklaştırıyor. Dahası, liyakatsizliğin ve adaletsizliğin gölgesinde geleceklerini yurt dışında aramayı tercih ediyorlar.
Dünyada bu süreci daha önce yaşamış ülkelerden biri Japonya. 1970’lerde doğurganlık oranı düşen Japonya, hızla yaşlanan nüfusuyla bugün sosyal güvenlik açıkları ve düşük büyüme ile boğuşuyor. Türkiye’nin Japonya kadar güçlü bir ekonomisi yok. Buna rağmen istihdam oranımız hâlâ düşük. Bu da yaşlanan nüfusu finanse etmeyi daha da zorlaştırıyor.
Öte yandan gelir dağılımı adaletsizliği derinleşiyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre, toplam mevduatların yüzde 78’i sadece 2,1 milyon kişinin elinde. Buna karşılık milyonlarca kişinin hesabında 10 bin liranın bile altında para var.
Tüm bu göstergeler, gelecekte yalnızca emeklilerin değil, tüm toplumun zorlu bir süreçle karşı karşıya kalacağını işaret ediyor. Eğer üretim odaklı ekonomi, adaletli bir hukuk düzeni ve gençlere güven veren bir gelecek vizyonu inşa edilmezse, “nüfus avantajımız” bir dezavantaja dönüşecek.
Panoramagazetesi.com – Haber, Güncel, Ekonomi Gazetesi